YENİ ORTAÖĞRETİM SİSTEMİ’NİN AKIBETİ SİZCE DE BELLİ DEĞİL Mİ?

07 Haziran 2019 00:18

‘Bir problemle karşı karşıyayım demek, karşı karşıya olduğum şeyi anlamaya, tanımlamaya, şerh etmeye, çözmeye başladım demektir. Benim temel iddialarımdan biri de Türkiye’de problem idrakinin Türkiye’yi taşıyacak, Türklere yakışır bir seviyede olmadığıdır.’ İsmail Kara’ya ait bu sözleri alıntılamamın nedeni geçenlerde açıklanan Yeni Ortaöğretim Sistemine ilişkin YÖK’ün en yetkili kişisi tarafından yapılan açıklama. Eğitimcilerin, eğitimi dert edinmiş kişilerin yeni sistemin içeriğine ilişkin tartışmalarını, katkılarını anlamsızlaştıran bu açıklamayı bürokratik geleneğimizin istisnai bir örneği olarak değil ‘problem idraki’ Türkiye’yi taşımaktan aciz ve mümeyyiz vasfı ‘mış gibi yapmak’ olan devlet yapılanmamızın evlere şenlik işleyişini gösterdiği için dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Hatırlanacağı üzere MEB, yeni sistemi Türkiye’nin önümüzdeki on yıllarını inşa edecek sistem olarak kamuoyuna sundu. Sistemin uygulama basamaklarını detaylandırdı, takvime bağladı. Önümüzdeki yıldan itibaren yeni sistem uygulamaya geçecek ve uygulama temel eğitim ve yükseköğretim alanında ciddi uyarlamaları gerektireceğinden bunların da uyum içerisinde yapılacağını dile getirdi. Güzel, görüntüde bir sıkıntı yok, bir mantıksızlık, bir tuhaflık yok! Düzenlemenin içeriğine dair bir takım eleştiriler, hoşnutsuzluklar olabilir. Dünyanın en iyi sistemini getirseniz bile -ki böyle paket bir sistem yok- eleştiriler, hoşnutsuzluklar olabilir. Nitekim kamuoyunda da yeni sisteme ilişkin eleştiriler, hoşnutsuzluklar paylaşılırken YÖK Başkanından gelen açıklama hem usul hem de içerik itibariyle İsmail Kara’dan yaptığım alıntının neden önemli olduğunu ve MEB’in büyük umutlarla açıkladığı sistemin akıbetinin daha uygulamaya geçmeden ne olacağını gösterdi.

Peki, gelecek yıl uygulamaya konulacak sisteme ilişkin YÖK Başkanı ne demişti? İsterseniz önce usul açısından başlayalım. Türkiye’nin eğitim sistemini haliyle yükseköğretimini doğrudan etkileyen bir düzenlemeye ilişkin YÖK’ün yaklaşımını meselenin ciddiyetine yaraşır bir açıklama, bir toplantı ile değil başkanının katıldığı bir iftar programında basın mensuplarının ısrarcı soruları üzerinden öğrenebiliyoruz. İkincisi ve daha vahim olan ise YÖK Başkanı’nın düzenlemeye, düzenlemenin yapılışına dair açıklamaları. YÖK Başkanı kısaca bu düzenleme sürecinde kendilerine danışılmadığını, herhangi bir paylaşımda bulunulmadığını, bu düzenlemenin bilimsel ve pedagojik gerekçesini bilmediğini söylüyor ve yeni düzenlemeyi ele almak, değerlendirmek için bir kurul oluşturacaklarını ve bu kurulun çalışmaları doğrultusunda MEB’e de gerekli katkıları sunacaklarını belirtiyor.

Eğer kurumlar arası planlı bir çatışma söz konusu değilse o zaman neden yukarıda problem idrakimizin ve kamusal işleyişimizin evlere şenlik olduğu da açıklığa kavuşmuş oluyor. MEB Bakanı resmi, gayrı resmi tüm paydaşlarla konuştuk, görüş alışverişinde bulunduk ve hepimize sorumluluk yükleyen bu alanda işbirliği ile böyle bir sonuca ulaştık diyor. Uygulamaya girecek bu sistem için gerekli uyarlamaları da birlikte yapacağız diyor. Örnek olarak da 4 yıl sonraki üniversiteye geçiş sisteminde yapılması gereken değişikliği gösteriyor. Bakanın sözleri kulaklarımızda yankılanırken YÖK Başkanı yükseköğretimi yeni sistemle nasıl uyumlulaştıracaklarına dair bir şey söylemediği gibi böyle bir şeyi yapmak için ortada bir sebep göremediğini, henüz ne olduğunu bilmedikleri muhayyel bir sisteme don biçemeyeceklerini belirtiyor. Uygulama takvimi açıklanmış bir sisteme ilişkin kurul oluşturmaktan, kurulun çalışmaları sonucunda MEB’e de gerekli paylaşımlarda bulunmaktan bahsediyor. Ayrıca yeni düzenlemenin niçin yapıldığını, hangi bilimsel ve pedagojik gerekçeye dayandırıldığını bilmediğini, bu konuyla ilgili kendileriyle herhangi bir paylaşımın olmadığı şeklindeki açıklamalarının altını tekraren çizelim.

MEB mi YÖK mü haklı şeklinde bir şeyden bahsetmiyorum. Mesele yeni sistemin ne olduğundan çok sanırım açıklanan yeni sistem dolayısıyla eğitimden sorumlu iki büyük kurumsal yapımızın aynı mevzuya ilişkin nasıl oluyor da bu kadar birbirinden bağımsız hareket edebildikleri? Ve bu şartlar içerisinde nasıl oluyor da yeni sistemle önümüzdeki on yılların inşa edileceği söyleminde bir tuhaflık hissetmeyişimiz?

Abdülbaki Değer

 

MİLAT

AKADEMİ DÜNYASI SAYFASINI
YORUMUNUZU YAZIN ...