TÜRKİYE’DE ÜNİVERSİTE ENFLASYONU VAR MI?

01 Aralık 2019 11:48

Ağustos 2017’de bu köşede “Her Genç Üniversite Okumalı mı?” diye bir yazı kaleme almıştık. Suudi Arabistan’da yaşayan bir okurumuz ise e-mail göndererek o yazı ile ilgili eleştiride bulunmuştu. “Anadolu çocuklarının üniversite okumasından neden rahatsız oluyorsunuz?” şeklinde özetlenebilecek cümlelerle kanaatlerini paylaşmıştı. Yani duygusal bir tepki vermişti. Oysa yazının içeriği böylesi duygusal tepkileri de öngörerek kaleme alınmıştı. Aradan iki yılı aşan bir zaman geçti. Geçtiğimiz 24 Kasım Pazar günü Prof. Dr. Kemal Gözler’in “Akademinin Değersizleştirilmesi Üzerine” başlıklı makalesini okuduktan sonra ise az bile söylemişim demek durumunda kaldım. Şimdi o yazıda Kemal Hoca tarafından dile getirilen birkaç istatistik ile neden böyle düşündüğümü ifade etmeye çalışayım.

2002 yılında 68 devlet, 25 vakıf üniversitesi yani toplam 93 üniversite varken, bugün 129 devlet, 73 vakıf toplam 202 üniversite var. Bu durumun sağlıklı bir artış olmadığı çok açık. Çünkü gerek sosyal hayatımız, gerekse de ekonomik değerlendirmeler bunu net olarak ortaya koyuyor. Kemal Hoca, “Türkiye’de tam anlamıyla bir üniversite enflasyonu var. Bu kadar çok sayıda üniversite bulunması bizatihi üniversite kavramını değerden düşürüyor” diyerek mevcut durumu açıklıyor. Bunun yanında bir başka bilgi var ki gerçekten çok ilginç. Şu anda ülkemizde 2018-2019 öğretim yılı itibarıyla 2.829.430’u önlisans, 4.429.699’u lisans, 394.174’ü yüksek lisans ve 96.199’u doktora olmak üzere toplam 7.749.502 (yedi milyon yedi yüz kırk dokuz bin beş yüz iki) üniversite öğrencisi varmış. 2002 yılında ise bu sayı toplam 1.677.936 imiş. O tarihten bu güne nüfusumuzda dörtte bir artış olmasına rağmen, üniversitelerdeki öğrenci sayısı 4,6 kat artmış. Bu artışın normal olmadığını bu durumu destekleyenler de kabul edecektir. Hâl böyleyken sizce kapısında üniversite yazan her bina arzu edilen şekliyle bir üniversite eğitimi verebiliyor mu, ne dersiniz? Ya da soruyu şöyle devam ettirelim. Üniversite diploması 60’lı, 70’li, hatta 80’li yıllardaki değerinde mi? Bugün genç işsizler oranı yüzde 27,4’lere ulaştıysa bunda üniversiteyi olmazsa olmaz diye görmemizden kaynaklanıyor olamaz mı? İçim acıyarak şunu da sorayım. Biz üniversite diyerek çocuklarımızı yoksa “yüksek liselere” mi gönderiyoruz? Üniversite okumak istemediği halde veya doğru bir rehberlikle farklı bir alanda başarılı olabilecek gençlerimize üniversite dayatması yaparak onların hayatlarını karartmış olmuyor muyuz?

Bizde manzara bu iken geliniz bir de batılı ülkelere bakalım. 2016 verilerine göre nüfusu 83 milyon olan Almanya’da 3 milyon 43 bin, nüfusu 67 milyon olan Fransa’da 2 milyon 480 bin, nüfusu 66 milyon olan İngiltere’de ise 2 milyon 387 bin üniversite öğrencisi varmış. Bunun yanında Türkiye’de 2019 yılı itibarıyla, araştırma görevlisi ve okutmanlar dâhil, toplam 168.848 öğretim elemanı varmış. Öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı 46 imiş. Öğretim üyesi (yani doktor, doçent ve profesör) başına düşen öğrenci sayısı ise 93 imiş. Bu kadar fazla öğrenci sayısının bir öğretim üyesine düştüğü ortamda eğitimde kaliteden bahsedilebilir mi, tabi ki hayır. Bir de dünyadaki diğer örneklere bakalım. Almanya’da bu sayı 12, Fransa’da 16, İngiltere’de 16, İtalya’da 20, İspanya’da 12, Portekiz’de 14, Avusturya’da 14, Macaristan’da 14, Bulgaristan’da 12 iken, bu sayı ABD’de ise 16 imiş.

Üniversiteler gittikleri bölgelerde ekonomik bir canlılık sağlıyorlar. Burası doğru. Ancak bu sağlıklı bir canlılık değildir, olamaz. Asıl temeli sağlam ekonomi, üretim ile kurulabilir. Fabrika üniversiteyi davet eder, kurar ama salt üniversitelerin varlığı bu mantıkla fabrikaları kurmaya yetmez. Ekonominin can damarı olan “ara eleman” sıkıntısı bugün had safhadayken, genç işsizlik tehlikeli boyutlara ulaşmışken hala mevcut durumda ısrarcı olmak anlaşılabilir bir durum değildir. Kaliteli üniversite gelişmişliğin önemli bir göstergesidir ancak üniversite okumayanlar değersizdir mantığı asla kabul edilebilir bir yaklaşım olamaz. Kaldı ki gelişmiş ülkelerdeki üniversite öğrenci sayıları da bunu teyit ediyor.

Özelleştirme adı altında, devleti üretimden çekeceğiz diyerek bunca yılın birikimi olan kuruluşlar, fabrikalar elden çıkarılıyor ama yerine üniversiteler konulmaya çalışılıyor. Bu durumun olumsuz yansımalarını çoktan görmeye başladık. Bu gidişi doğru okuyup düzeltme yoluna gitmezsek çok daha acı sonuçlarını göreceğiz.

Mustafa Kaya

MİLLİ GAZETE

AKADEMİ DÜNYASI SAYFASINI
YORUMUNUZU YAZIN ...